jump to navigation

Türk reklam sektörü için bazı yeni terimler-2 Mayıs 22, 2007

Posted by Yavuzhan Gel in GençReklamcı.
add a comment

Büyüklerimizin defteri, Ortak Defter‘den çok eğlenceli bir yazı :)

DEKORATİF DİREKTÖR: Odasında “dekorluk eden” kreatif direktör.

İTTİRATEJİK PLANLAMA: Stratejik planlamanın ittir kaktır hazırlanmış şekli.

PERFORMANS ZANNI: İyi performans gösterirsem zam alırım zannına kapılma hali.

BOYACI TÜPÜ: Boyacı küplerinin artan maliyeti karşısında üretilmiş, tek kullanımlık daldırıp çıkarma kabı.

HALVETİKA: Onlarca font denedikten sonra yine helvetika ile başbaşa kalma hali.

HUSUSİ DELİCİ: Reklam ahlakını hiçe sayabilen reklamcı modeli.

ALİ TARAN BAŞ KESEN: Kodum mu oturturum tarzı reklamcılık modeli.

KAÇDAVN: Reklamcıların reklamdan sıkıldıklarında kaçtıkları reklamcı mecraı.

HOKUS FOKUS GRUP: Umutsuz ev kadınlarının, birer Bob Garfield’a dönüşüverdikleri sihirli mekanlar.

TESTİSMONİAL: “Bu ürün/hizmetle ilgili görüşümü bi bildiririm 5 okka çeker” anlayışı.

NEYİN FIRTINASI: Niye yapıldığı anlaşılamayan “Beyin Fırtınası”.

SCARY BOARD: “Korkunç güzel” story boardlara verilen ad.

REHAVET ANALİZİ: Yaklaşan yaz aylarıyla birlikte her ajansta yapılması gereken analiz türü.

HİÇGÖRÜ: “Hiç mi tüketici görmedik yahu!” dedirtecek mükemmelikteki içgörü.

TÜKETİCİ SALGISI: Para! Her tüketiciden önce algılamasını sonra da salgılamasını bekleriz.

KİMEFİT: Kime ne faydası olduğu anlaşılamayan “Benefit”.

AHKAM KESERİ: Acil durumlarda baş gösterin tehlikelerden korunmak için kullanılan keser.

İSTİFRA DİLEKÇESİ: Ajansın işleyişinden işleyemeyişinden bunalındığında en içten duygulalarla yaratılan veda şeysi.

Verdiği destek için Çağlar Uzunca’ya teşekkürler…

Önder Öncel

En iyisi gidin, “dersarası”nda(n) daha faydalı şeyler yapın… Mayıs 18, 2007

Posted by Yavuzhan Gel in Fikirsel.
add a comment

ekran-alintisi.jpgMesela kitap okuyun, ne bileyim İnternet’ten reklam bloglarını takip edin. Hiç olmadı, derslerden sıkılmışınızdır, gidin deniz kenarında kafanızı dinleyin.

“dersarası”nı ilk duyduğumda derneklerin varlık nedenini sorguluyordum tam da. “İyi işte” demiştim, “sektörden bir dernek öğrencilere hitap eden bir etkinlik yapmaya çalışıyor.” Jürinin öğrencilerin karşısında işleri değerlendirecek olmasının da yarışmanın anlamlı olmasını sağlayacağını düşünmüştüm, yarışmacıların geribildirim alabilmesi açısından.

Neyse efendim, 16 Mayıs’ta yani geçtiğimiz Çarşamba günü, dersarası 2′nin jüri değerlendirmesi, Bahçeşehir Üniversitesin’de yapıldı. Belki birşeyler öğrenirim umuduyla gittim toplantıya. Jüri üyelerinin işler üzerinde o kadar durmayıp, işler üzerinden ders niteliğinde yorumlar yapacağını umuyordum.

Reklam emeğe saygısızlığın çok sık karşılaşıldığı bir sektördür. Ve gördüğüm kadarıyla bir çok reklamcının da en çok yakındığı konulardan biridir, emeklerine yeterince saygı gösterilmemesi. Fakat, bırakın sektör dışından bu saygıyı beklemeyi, sektörün içinden, hem de jüri koltuğuna oturabilecek nitelikte olduğuna inanılan insanların bile, bu saygıyı göstermediğini üzülerek gördüm. Ümit Ülker isimli jüri üyesinin bazı işler hakkında hakarete varan(bullshit gibi) sözlerini dinlerken, bir kaç yan koltukta oturan Oğuzhan Akay adına üzüldüm. Aynı koltuklarda jüri olamayacak kadar yerinde eleştirilerde bulunuyordu; naif ve saygılıydı. Açık haldeyken bile bu tarz yorumlar, pardon hakaretler, yapabilen bazı jüri üyelerinin, kapalı değerlendirmelerde ne tarz sözler sarfedebileceklerini düşünmek bile istemedim.

Bir konuda çok öğretici oldu, bu toplantı. Bir reklamcılık derneğinin neden var olması gerektiğini anladım. Sektöründe çalışan emekçilerin emeklerine sahip çıkmak, suistimal edilmesine izin vermemek için vardı, dernekler. Asıl misyonu bu olması gereken bir derneğin, bırakın emeğe saygıyı, emeğe hakaret eden bir insanı jüri olarak koyması, varlık nedenine ne kadar ters ve ne kadar büyük bir hataydı.

Sırf yukarıda bahsettiğim nedenlerle, dersarası’nın 1.’sinde, Avrupa Kültür Başkenti İstanbul ilanımızla aldığımız birinciliği derneğe iade ediyorum. Size de ders aranızda bu tarz zaman ve enerji kaybettiren şeylerle uğraşmak yerine, daha faydalı şeylerle uğraşmanızı tavsiye ediyorum. Mesela, saygıdeğer hocam Haluk Mesci’nin Kırmızı dergisinin son sayısındaki yazısını okumanızı…

Markalamak Mayıs 8, 2007

Posted by Yavuzhan Gel in Fikirsel.
add a comment

Günümüz marka anlayışını güzel tarif eden bir sunum, tavsiye ederim.