Reklam Aşktır! Şubat 27, 2007
Posted by saadettin konukseven in Duygusal.2 comments
Tanımlamanın sınırlarına sığmayan, herkeste farklı anlamlar ve duygular uyandıran, özgür sözcükler vardır. Sözlükler böyle kelimeleri tanımlamakta yetersiz kalırlar. Sayfalarda, “Güçlü sevgi ve bağlılık duygusu” olarak tanımlanan “Aşk” sözcüğü, bu asi kelimelerin belki de en özelidir. Sizce “Güçlü sevgi ve bağlılık duygusu”, “Aşk”ı tanımlamakta yeterli midir ?Farklı şekilleri vardır “Aşk”ın. Bilim aşkı, anne aşkı, çocuk aşkı, Tanrı aşkı gibi… Ancak nerede olursa olsun, aşkın olduğu yerde heyecan, tutku ve diğer güçlü duygular vardır. Aşk belki biraz da aşırılıktır.Aşkın en değerli olduğu yer, şüphesiz kalplere seslenen insan ilişkileridir. Kalpler belki de aşkın, sınırsızlığın sınırlarını da zorladığı yerlerdir.
Yaşanan tüm aşklar ve ilişkiler, gökyüzüne benzer. Güneşin ne zaman açacağı, ya da yağmurun ne zaman yağacağı belli değildir. En şiddetli yağmurlardan sonra, birden güneş her yeri kaplayabilir. Ya da bazen, kusursuzca parlayan güneş, az sonra gelecek fırtınanın habercisi olabilir.
Aşk ilişkilerinde, geleceği kestirmek mümkün değildir. Ancak yaşanan tüm ilişkilerde bazı aşamalar vardır ve bu aşamaları, sosyo-psikolojik açıdan incelemek mümkündür.
Çiftler önce birbirlerini fark ederler. Belki de yüzlerce insan arasından. Sonra birbirlerine ilgi duymaya başlarlar. Bu ilgi zamanla arzuya dönüşür. Arzulama aşamasını, harekete geçme aşaması izler. Böylece bir ilişkinin ilk adımları atılır.
Her açıdan aşka, özellikle de aşk ilişkilerine benzeyen “Reklam” bu noktada aşka daha da yaklaşır. Ürün ve tüketici ilişkisinin aşamaları, tıpkı aşk ilişkisine benzer.
Reklamda, kurgulanan ve uygulamaya dökülen aşamalar, “AIDA” kelimesi ile özetlenir. Attention (Fark Etme), Interest (İlgi), Desire (Arzu) ve Action (Harekete Geçme). Görüldüğü gibi bu aşamalar şaşırtıcı derecede aşk ilişkisine benzer. Söz konusu olan televizyon reklamıysa, ekran başındaki izleyici öncelikle o reklamı fark etmelidir. Dolayısıyla reklamın diğer reklamlardan ayrılan durdurucu bir özelliği olmalıdır. Reklamı fark eden izleyici, reklamda konu edilen ürüne karşı bir ilgi duymalıdır. İlgi aşamasını, o ürünü arzulama yani satın alma isteği takip eder. Son aşama, izleyicinin tüketiciye dönüştüğü, eylem aşamasıdır. Tüm bu aşamaları gerçekleştirebilen bir reklam, hedef kitleye ulaşmış ve potansiyel tüketicileri iş hedefleri doğrultusunda harekete yönlendirmiş başarılı bir reklamdır.
Reklam ve aşkın başlangıç aşamalarında yaşanan bu benzerlik, diğer aşamalarda da sürer. Sosyolojik açıdan, insan ilişkilerinde tanışma ve birlikteliği başlatma aşamasını gelişme aşaması takip eder. Bu süreçte çiftler birbirlerini keşfederler. Ortak ilgiler, hayranlık uyandıran özellikler, benzerlikler… Diğer yandan çatışan düşünceler, farklı fikirler, hayaller ve zıt karakteristik özellikler… İlişkinin bu aşaması bir teraziye benzetilebilir. Hassas dengeler bir aşağıya, bir yukarıya süreklenir.
Bir süre sonra ilişki durağan bir hal alır. Bu aşama, süresi çiftlere göre farklılıklar taşısa da kaçınılmazdır. Duraklama aşaması, ilişkinin geleceğine de yön verecek aşamadır. Bu aşamanın sonunda ilişki ya tekrar heyecan kazanır ve gelişme aşamasına döner, ya da gerileme aşamasına girer. Gerileme aşamasının sonunda ise ayrılık yaşanacaktır.
Tüm bu aşamaların ürün yaşam döngüsüne benzediği çok açıktır. Tüketiciyle tanışma aşamasından sonra ürün gelişme süreci yaşar. Bu süreç içinde satışlar en üst noktaya çıkar. Daha sonra, çevresel faktörlerin de etkisiyle tüketimde dalgalanmalar yaşanır. Bu aşamada ürün kendini yenilemelidir. Yönetim ve iletişim süreçlerinde doğru hamleler yapılmaz ise, ürün gerileme sürecine girecek ve raflardan silinecektir.
Reklam “Aşk”tır, aşk gibi heyecan ve tutku doludur. Amaç her aşamada tüketicinin ilgisini çekmektir. Dolayısıyla o kısa süreçte, tüm yoğun duygular bir arada sunulur; farklı duyulara, hatta bazen bilinç altına seslenilir.
Reklamda, tüketicinin aklını başından almak amaçlanır, başarılı reklamlar bunu başarır; tıpkı aşkın insanın aklını başından alması gibi. Reklamda güzel olan sunulur, var olan özellikler kimi zaman abartılarak anlatılır. Aşırılık, ahlak kuralları çerçevesinde reklamda sıkça kullanılır. Aşkta da aşırılık yok mudur?
Reklam da tıpkı aşk gibi hızlıdır. Aşk gibi, ne zaman ortaya çıkacağı belli olmaz, ancak ortaya çıkar çıkmaz tüketicileri çarpar; onları harekete geçirir.
Amerikan Pazarlama Birliği, reklamı; “reklamveren tarafından bir ürünün, hizmetin veya fikrin, bedeli ödenerek, kişisel olmayan yollarla sunumu” olarak tanımlamıştır. Reklama medya aracılığıyla satıştır da diyebiliriz. Büyük bir çoğunlukla reklamlarda amaç satışı artırmaktır. Fakat tek başına hiç bir reklam satışı artırmaya yeterli değildir. Eğer diğer bütün pazarlama faaliyetleri; ürünün planlanması, üretimi, dağıtımı, ambalajlanması, fiyatının belirlenmesi ve satışı bu amaca uygun olarak yürütülürse başarıya ulaşır.
Reklam tanıttığı malı kullanan kişinin kazançlı olduğunu ya da öteki insanlar arasında seçkinleştiğini vurgular, ancak tüketici malı alırken bilinçaltında reklam aracılığıyla değil, kendi isteğiyle aldığı kanısı uyandırmalıdır.
Bu süreç aşk gibidir…
Fiziksel midir yoksa duygusal mıdır bilinmez ama öyledir işte…
Tüketicilerin mesaj bombardımanına tutulduğu, iletişim kanallarını bozan bir çok etmenin bir arada olduğu günümüzde, reklamda başarı sağlayabilmek için tüketici ile, yaratıcılığı ve doğru stratejiyi buluşturan çok özel bir ilişki kurulmalıdır.
Tüm ürünlerin birbirine benzediği günümüz rekabet ortamında, sadece bu “Aşk İlişkisi” markayı veya ürünü iş hedeflerine ulaştırabilir. Ancak yıldız stratejilerle, yıldız markalar yaratılabilir.
Aşık olmak; yıldızlara ulaşmak değil midir?
Provakatör Eş Başkanı Onur Yanık
Aşk ilanları!!! Şubat 22, 2007
Posted by Yavuzhan Gel in Duygusal.add a comment

14 Şubat Sevgililer Günü öncesi biri kadın biri erkek iki usta reklamcıya, Feryal Pere ve Haluk Mesci’ye sorduk: “Aşkınızın reklamını yapsaydınız, nasıl bir reklam metni yazardınız? Sloganınız ne olurdu?”
Pere ve Mesci bizi kırmadılar “aşk üzerine” birer reklam metni yazdılar… Bakalım aşkın reklamı nasıl oluyormuş!
Sloganı: İLAN-I AŞK!
Feryal Pere
Bir kibrit kutusu talimatıyla peynir yiyenler, brokoli ve havuç sevenler, azıcık rüzgarda hırka giyenler, kırmızı et kırmızı şarap, yumurtanın sarısı / yere düştü yarısı kıymeti bilmeyenler, ezberciler, kuralcılar, yanlarında hep silgi taşıyanlar lütfen ürünümüzden uzak durunuz.
* * *
Ürünümüz çok kıymetlidir ablalar abiler!
Her tadışta, kendini en büyük / en eşsiz /en sonsuz sandırır.
Asla… Bir daha asla dedirtse bile Tom Jones abiye ne şarkılar yaptırır!
Verona’da Romeo’nun evinin lokanta olduğunu görenlerin gözünü yaşartır.
Durduk yerde sırıttırır, bilakisle bilhassayı karıştırtır ağlatır, çok ağlatır, sevindirir göz kamaştırır, hayatı anlamlandırır.
Telefon bekletir, İncitir, incittirir, ya acıtırsa, korkma, arkadaşlarla paylaşılır, aynı cümlenin kırkbir kere farklı söylenişiyle şairlerden medet umdurur, şarkılardan fal tutturur çiçeğe reçele benzer, Golden Retriever masumiyetiyle baktırır.
Kanarya gibi şakıtır, bazen susar bülbüller, hayatımızda hep istediğimiz görüntüler (Yan etkileri: Mide ağrıtır, kalp çarptırır, tansiyon yükseltir)
a / b / c / d / e / …..z grubu insanlık!
Marketlerde ve banka şubelerinde değil, burnunuzun dibinde arayınız.
Bir kere tadınca, “el çek ilacımdan tabip, kılma derman kim helakim zehri dermanındadır…” diyeceksiniz!
Vazgeçmeyiniz!
Feryal Pere kimdir?
20 yıllık reklamcı. Bugüne dek pek çok büyük ajansta kreatif direktör olarak çalıştı. Kurumsal menajerlik şirketi Ajans’ta genel müdürlük yaptı. Arçelik, Beko, Superfresh ve pek çok bankanın da aralarında olduğu yüzlerce reklama imza attı. Şu aralar FB TV’de “Yüksek Kramponlar” programını sunuyor, Radikal’de köşe yazılarına devam ediyor ve aktif olarak Fenerbahçe’nin reklamını yapıyor!
Sloganı: Aşkın Formülü Bulundu!!!
Haluk Mesci
“A” harfiyle başlayan sözcüklerin en netamelisi. Aşk.
9 Şubat tarihli bir gazete haberine göre “aşkın formülü” bulunmuş:
((Ak + K + Ah) / 2) + (3 (G + D) / 10) / ((5 - KG)2 +2)
Efendim, formülü psikoloji, matematik ve iletişim alanlarından araştırmacılar Sevgililer Günü’ne yetiştirmişler. (Küçücük haberdeki küçücük ayrıntıdan anladığım kadarıyla, Ak “arzulanma kabiliyeti”, K “karizma”, Ah “aşk hormonları”, G “güven”, D “dostluk” ve KG “kişisel görünüş” imiş.)
İyi halt etmişler, af buyrun! Çoğunluğu matematikten kronik kötü not alan bize yapılacak şey mi şimdi bu yani? Yine bir alay işlem var, parantez var, harf var. (Zaten zor kavram “aşk”. Adını söylemesi bile zor. Arapçadan girme:
Kökü ne olursa olsun, A harfiyle başlayan “acı, ağlama, ağrı, ağu, ah, anı, ayrılık, azap” gibi sözcüklerle bal gibi hısım bence. Aynı kan grubundan yani.)
2005′te millet aşkı formülle filan açıklamaya hâlâ çabalayadursun, yıllar önce o güzelim saptamalarından birinde Aşık Veysel, “Kavuşamazsın, aşk olur” deyip tanımlamayı vesaire bitirivermemiş mi ?
Hem kavuşsan da sonsuza kadar süren bir şey olmuyor be usta ! En mutlu aşk bile, zamanla, entropik sona gelip dayanıyor. Yani, “Rakılar ısınır, köfteler soğur” kaçınılmazlığı aşkta da karşımıza çıkıyor. Kimimiz sesimizi içimize gömüp statükoyu sürdürüyoruz, kimimiz mektupları, çocukları paylaşıp yolumuza gidiyoruz. Kötü ayrılmamayı becermişsek, sözler veriyoruz karşılıklı:
- Reach out, I’ll be there.
- You’ve got a friend.
İyi veya kötü filan değil, ayrılmanın kendisini becerememe durumları var bir de. O zaman, açıktan veya gizliden, beddualar sallanıyor karşıya :
Sevişirken, öpüşürken, yapayalnız dolaşırken, Unutmaya çalışırken, unutama beni.
Aşk bedduaları tutuyor mudur nedir; kimileri, unutmadığı gibi üstüne üstlük hâlâ bir umut beslediğini söylüyor :
Karlı Dağından Esmedim
Ben O Yare Hiç Küsmedim
Daha Umudum Kesmedim.
Şurası kesin, hangi taraftan gelirse gelsin, kararsızlık “hem karnım doysun hem peynirim bütün kalsın” demek oluyor aşkta. Seviyorum. Sevmiyorum. İstiyorum. İstemiyorum. Gidiyorum. Kalıyorum.
Git… me dur ne olursun, Ola se thymizoun.
Koklamaya kıyamam benim güzel manolyam;
Sen ağlama, dayanamam.
Aragon dolaylı yoldan aynı noktaya çıkıyor Veysel’le : “Mutlu aşk yoktur”.
Bazen, bunu, “mutluluk varsa, aşk yoktur” diye de okuyasım gelmiyor değil ya, neyse. Ama zorluğu veya bulanıklığı kişinin kendisi yaratıyor belki de :
Penceremin perdesini havalandıran rüzgar,
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular.
Bir demet yasemen; So easy to look at, so hard to define.
Herkes platonik ve melankolik değil a, tenin emri demiri kesiyor; töreyi, korkuyu, zorluğu, bulanıklığı yeniyor. En azından, yensin isteniyor :
Görmüşem Sevmişem, İsterem Seni Edim Ne Çare; Sevda baştan gitmiyor, sarılıp yatmayınca.
Alam seni koynuma, kış yatam yaz uyanam.
Aşk ritüellerine ve hemen hepsinin sonucunda çıkan acılara, tantanalara karşı en gerçekçi öğüdü, biraz fazla pragmatik olmakla birlikte, “sevdiğini alamıyorsan, aldığını sev” diyen Stephen Stills yapıyor galiba :
If you can’t be with the one you love, honey,
Love the one you’re with.
Mutlu ya da değil, aşk var ve olmaya devam edecek. Herkes sırasını öyle ya da böyle, yoğun ya da ılımlı savacak; savdığını var sayacak. İnşallah diye, keşke diye düşüncelere dalacak. Tüh diyecek, Allah kahretsin diyecek. Şiirler, şarkılar, Sevgililer Günleri, o günlerde yazılar sürüp gidecek.
Gidecek de, nafile işte. Ben demiyorum, Abdurrahim Karakoç-Musa Eroğlu diyor:
Yar deyince kalem elden düşüyor,
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor.
Lambada titreyen alev üşüyor,
Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban.
Bana sorarsanız,
Bi açlığı seviyorum,
Bi de hasretliği.
Her şeye rağmen, formülünüz kolay, aşkınız bol ve kalıcı olsun. n
Haluk Mesci kimdir?
Eylül 1973′ten Ağustos 2004′e, reklamın yaratıcı bölüm (yazı) tarafında çalıştı. 1978′den bu yana, Birleşik Reklamcılar, Markom Leo Burnett, KLAN EURO RSCG gibi muteber ajanslar kurdu, yönetti, sattı. Halen, iki kurucusundan biri olduğu Mahi Mahi Markalaştırma Hizmetleri’nde reklamcılığa devam ediyor.
Kurumsal bencillik Şubat 19, 2007
Posted by saadettin konukseven in Fikirsel.1 comment so far
Reklamverenlerin kurumsal kimlikleri ( logo büyüklüğü, telefon numarası, web adresi vs. ) için gereğinden fazla takıntılı oldukları hakkında reklamcıların yakınmalarını duymuşsunuzdur. Ama nedense bu reklamcıların bazıları kendi hazırladıkları ilanlarda, ilanların belirli yerlerine ajanslarının adlarını yazarlar. Yaptıkları her ilanda da aynı yeri kullanırlar. Kendi kurumsal kimliklerindeki hassasiyetleri böyleyken reklamverenlerin hassasiyetlerini saçma bulmaları bencillik değil midir?
Brif yanlış anlaşılmış güzelim! Şubat 15, 2007
Posted by Yavuzhan Gel in Fikirsel.add a comment
Reklamcı adaylarının sık sık duyduğu bir cümleye acayip kılım, itiraf ediyorum: brif yeterince anlaşılmamış. Brifte içinden çıkılması zor, kompleks matematiksel denklemler verilmiş ya da brif diyalektik materyalizm üzerine akademik bir makaleymişçesine, sürekli tekrarlanır, brif doğru anlaşılmamış. Zannediyorum IQ düzeyi ortalamanın biraz üzerinde olan her birey bir brifte yazanları anlar. Peki neden bu kadar tekrarlanır.
Şimdi çok stratejik bir soru sormak istiyorum: ya brifi veren; brif nasıl verilir, içeriğinde neler olmalıdır, tam olarak bilmiyorsa. Ya brif eksik verilmişse. Yanlış bir brifin, yanlış bir yöne götüreceğini, brifi okuduğunda anlayabilecek derecede zeki olan herkes bilir.
Reklamdan anlayan reklamverenler veya temsilcileri olmadıkça Türk reklamcılığının istenen seviyeye geleceğinden şüpheliyim. Hele de bunların farkında olmayan ve kolayca “brif yanlış anlaşılmış” cümlelerini sarfedenler bizzat reklamcılarsa.
“Brifde istenene yaklaşımın bence şu açıdan yanlış” cümlesi bir yere kadar anlaşılabilir. Ama yanlış anlaşılmış cümlesini malesef ben yanlış anlıyorum.
Justmarketing//07 Başlıyor Şubat 11, 2007
Posted by saadettin konukseven in Havadis.add a comment
Kurtlar Vadisi Bilinçaltı Şubat 9, 2007
Posted by Yavuzhan Gel in Havadis.add a comment
Kurtlar Vadisi Terör’ün ilk bölümünü izlerken karelerdeki ilginç atlamalar dikkatimi çekti. Görüntüler YouTube’a düşer düşmez, görüntülerin bir kısmını çözmeye başladım ve bakın karşıma ne kadar ilginç bir bilinçaltı reklam örneği çıktı:Polat’ın bilinçaltı reklamı!
Bu eski usul yöntem bu dizide birden fazla kere denendi ama görüntülerin hepsini çözme şansım olmadı.
İsteyenler;
http://www.youtube.com/watch?v=MxvGd2P3bCk
adresinden 01.37 de bakabilirler.
Neyse, belki de bilmeden olmuştur ![]()
Ustalardan Ders!-İngilizce Şubat 8, 2007
Posted by Editor in Fikirsel.add a comment
Ustaların ders niteliğindeki kısa ama öz yaklaşımları.

|
Mike Hughes |
Today’s advertising agency creative community does not necessarily see newspaper advertising as an art to aspire to.
So, how do you convince artists, copywriters, creative directors that creating advertising for newspapers can be exciting, stimulating, challenging, cool? Well, you tell them.
|
Luke Sullivan |
Actually, you get the creative icons of the advertising world, the people they admire and respect to tell them. And you tell them in an edgy, hip and casual way. And you reach them where they live. In your newspaper.
That’s the core of the Newspaper Association of America’s latest ad campaign, “How to Write a Newspaper Ad.” Created by the award-winning The Martin Agency of Richmond, Va., the ad series features the words of Lee Clow, Neil French, Mike Hughes and Luke Sullivan, who write about the power of newspaper ads. If you’re not familiar with these names, I’ve attached their bios - but take my word for it, this is the “A Team.”
|
Lee Clow |
The first four ads in this ongoing campaign feature hand-lettered text and unusual illustrations to make their point. The eye-catching ads are full-page, black-and-white and are designed for you to use as house ads, with room for your newspaper’s logo at the bottom.
|
Neil French |
As the campaign moves forward, we’re planning to include trade ads, posters and other promotions to get the word out. Jeff Goodby of Goodby Silverstein and Partners in San Francisco in on board for a future ad, and other creative leaders will follow soon.
Please let us know whether you’ve used all or any of the ads by sending me a tear sheet. We’d also like to hear your reaction to the ads - and what your agency community says. Be prepared for words like innovative, cool, hip, edgy and thank you.
It’s time to make newspaper advertising “cool” again, and your encouragement for this campaign can help.
Biri Bana Anlatamadı Şubat 2, 2007
Posted by Yavuzhan Gel in Yorum.1 comment so far
Bu hafta “Biri Bana Anlatsın”ın konusu “Reklamlardan Ne Kadar Etkileniyoruz”du.
Hali hazırda sektörden konukları Güzel Sanatlar’dan Alinur Velidedeoğlu, Rafineri’den Ayşe Bali ve MARKA’dan Hulusi Derici idi. Bilinçaltı reklamlardan, reklamda kadın ve çocuk kullanılmasına kadar bir çok konu konuşuldu.
Fakat programdan kanımca o kadar tuhaf sonuçlar çıktı ki. Bilinçaltı reklam konusunda her yerdeki mit devam etti. Hulusi Derici inanmadı, Alinur Velidedeoğlu inanıyordu, o konu öylece kapandı. Sadece spekülatif her yerde duyabileceğiniz, komplo teorisi mi değil mi anlaşılmayan bir kaç örneği tekrar duyduk.
“Reklamın iyisi kötüsü olmaz mı?” mevzusunda Hulusi Derici baskındı. Hal böyle iken “Reklamın iyisi kötüsü olmaz, hakkında ileri geri konuşulması iyidir” gibi bir sonuç da oradan çıktı.
“Reklamlarda çocuk ve kadın kullanımı” konusunda ise yine tuhaf sonuçlarla kapandı. Benim anladığım kadarıyla netice şu idi: reklam bizzat hayatın kendisidir, bu hayatın içerisinde kadınlar ve çocuklar vardır, bu nedenle de kullanılabilir. Yani kullanılabilir ama bunun etik sınırları vardır gibi bir şey bile söylenmedi. Genel kanaat şu idi, reklam yalan söylemediği sürece her şey serbest olmalı.
Çok eğlenceli bir programdı. Eminim konuya kenarından köşesinden ilgili olanlar zevk alarak izlemişlerdir. Ama malesef bir aday olarak “Biri Bana Anlatamadı”.
Reklam Anlayışı Şubat 1, 2007
Posted by Ali Karakuş in Fikirsel.1 comment so far
Geçenlerde reklamla alakalı ilgimi çeken çeşitli materyalleri biriktirdiğim dökümanlara şöyle bir bakıyordum. Onlarca dosya ve işin içinde kaybolmuş bir post-it üzerine karaladığım yazı dikkatimi çekti:
“Ali Taran diyor ki :
Reklamla ilgili şunları biliyorum:
Reklamın işlevleri nelerdir?
Reklamın görevleri nelerdir?
Neden reklam yapılır?
Nasıl reklam olmalıdır?”
Bu ilk bakışta çok basit görünen yazı gelin görün ki kafamı karıştırdı ve sizlere şu soruları sormama neden oldu değerli dostlarım:
Reklamın işlevi ve görevi farklı mıdır? Reklamın işlevini, görevini ve nedenini bilmek nasıl reklam yapılacağını bilmek anlamına gelmez mi?
Saygılar, sevgiler.
